Obeziteyle Mücadelede Hedef Sadece Kilo Değil, Metabolik Denge
Günümüz dünyasının en önemli halk sağlığı sorunlarından biri olan obezite, Türkiye’de de çocuk, ergen ve yetişkinlerde hızla artıyor. Türkiye Obezite Araştırma Derneği verilerine göre, ülkede her 3 kişiden 1’i obezite ile mücadele ediyor. Fazla kilonun ve estetik kaygıların ötesinde, obezite insülin direnci, diyabet, kalp-damar hastalıkları, yağlı karaciğer, böbrek hasarı ve hormonal bozukluklar gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor.
Medicana International İzmir Hastanesi uzmanları, obezite ile mücadelede dikkat edilmesi gerekenleri paylaştı. Beslenme ve Diyet Uzmanı Diyetisyen Seda Uşarer ile Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Aysel Mammadyarzada, obezitenin yalnızca fazla yemekle değil; uzun süreli yanlış beslenme alışkanlıkları, hormonal dengesizlikler ve psikolojik faktörlerin bir araya gelmesiyle gelişen kronik ve çok yönlü bir hastalık olduğuna dikkat çekti.
Obezite Çok Yönlü Bir Hastalık
Dyt. Seda Uşarer, obezitenin vücutta metabolik değişimlere yol açan kronik bir hastalık olduğunu vurguladı:
“Yüksek kalorili, şeker ve doymuş yağ içeriği fazla, liften fakir beslenme düzeni; insülin direnci, hormonal bozukluklar ve yağ dokusunda artışa yol açar. Zamanla bu durum tip 2 diyabet, hipertansiyon, uyku apnesi, eklem problemleri ve bazı kanser türleri gibi ciddi sağlık sorunlarına zemin hazırlar. Kalp-damar sistemi üzerinde büyük bir yük oluşturur, karaciğer ve böbrekler açısından riskleri artırır. Bu nedenle obezite tedavisinde beslenme düzenlemesi yalnızca kilo değil, organ sağlığını korumak açısından da kritik önemdedir.”
Dyt. Uşarer, standart diyetlerin çoğu zaman sürdürülebilir olmadığını, kişiye ve alışkanlıklarına özel hazırlanan programların uzun vadede başarıyı artırabileceğini belirtti.
Metabolik ve Hormonal Denge Öncelikli
Uzm. Dr. Aysel Mammadyarzada, obezite tedavisinde kilo kaybının önemli olduğunu ancak tek başına yeterli olmadığını vurguladı:
“Amaç, metabolik ve hormonal dengenin yeniden sağlanmasıdır. Bazı bireylerde kilo azalsa bile insülin direnci ve düşük dereceli inflamasyon devam edebilir. Obezitenin özellikle tip 2 diyabetle güçlü bir ilişkisi var. Artmış yağ dokusu insülin direncine yol açar, pankreas bir süre fazla insülin üreterek dengeyi korumaya çalışır; zamanla beta hücreleri tükenir ve diyabet gelişir. Tiroid hormonları bazal metabolizmayı düzenler; obez bireylerde TSH düzeyleri hafif yüksek olabilir. Mevcut hipotiroidi ise kilo kontrolünü zorlaştırır. Obezite hem hormonal bozukluklara zemin hazırlar hem de mevcut endokrin hastalıkların seyrini ağırlaştırır.”
Kalp, Karaciğer ve Böbrek Sağlığı Tehlikede
Dr. Mammadyarzada, obezitenin kalp, karaciğer ve böbrek sağlığını olumsuz etkilediğini belirtti:
“Obeziteye bağlı insülin direnci ve hiperinsülinemi damar duvarında hasar oluşturur, hipertansiyonu tetikler ve ateroskleroz riskini artırır. Karaciğerde yağ birikimi ile metabolik disfonksiyon oluşur; ilerleyen olgularda fibrozis ve siroza kadar gidebilir. Böbrekler, artmış glomerüler basınç ve metabolik yük nedeniyle zamanla hasar görebilir. Diyabet ve hipertansiyon eşlik ettiğinde kronik böbrek hastalığı riski katlanarak artar. Hormonal bozulma, damar hasarı üzerinden çoklu organ etkisine dönüşebilir.”
Multidisipliner Yaklaşım Şart
Dyt. Seda Uşarer, obezitenin yalnızca diyetle çözülemeyeceğini vurguladı:
“Endokrinolog, hormonal bozukluklar ve metabolik hastalıkları değerlendirir. Diyetisyen kişiye uygun beslenme tedavisini planlar ve takip eder. Psikolog ise duygusal yeme, stres kaynaklı beslenme alışkanlıkları ve motivasyon açısından destek sağlar. Bu multidisipliner yaklaşım, obezite tedavisinde kalıcı ve sağlıklı sonuçlar elde edilmesini sağlar.”
Yorumlar
Kalan Karakter: