Zor birkaç haftaydı. Gündem yoğun, tartışmalar hareretli, siyasiler sertti.
Zaten astrologlar uyarmıştı: "Retro var, saklananlar açığa çıkabilir, sırların üzerindeki gölgeler kalkabilir ve gerçek inkar etseniz de yüzünüze bir tokat gibi çarpabilir" diye.
Biliyorum, kulağa biraz karışık geliyor; ama aslında hiç değil.
Çünkü son birkaç haftadır yaşadığımız şey tam olarak bu: Gizlenenin görünür olduğu, ertelenenin geri döndüğü bir dönem.
Ve evet... Bazen gerçek, gerçekten, tokat gibi çarpıyor yüzümüze.
O zaman gelin, bu “retro”nun Türkiye gündeminde neyi görünür hale getirdiğine birlikte bakalım!
"Retronun ilk teması: Hesaplaşma."
Aylarca iddianamesiz bir şekilde tutuklu yargılanan, ardından iddianameyle birlikte nihayet ilk duruşma tarihini alabilen Ekrem İmamoğlu’nun davası da mart retrosuna denk geldi.
Bu bile başlı başına ironik aslında. Geçen yıl 19 Mart’ta tutuklanmasına gerekçe gösterilen "yolsuzluk" iddialarına yanıt verebilmek için 9 Mart’ta ilk kez hakim karşısına çıktı İmamoğlu.
Dava beklenenden gergin başladı: Tartışmalar, ara verilmek zorunda kalınan duruşmalar, sloganlar, alkışlar ve milletvekili Turan Taşkın Özer'in 'benim yerim burası' çıkışı. Mahkeme ilerledikçe hepsini detaylıca konuşacağız. Biz bugün işin hesaplaşma kısmına bakalım.
Öyle duruşmalar dinledik ki davayı yerinde takip eden İstanbullu meslektaşlarımızdan; açıkçası duruşmadan çok bir hesaplaşmanın yaşandığı ortaya çıktı Silivri'de. Başka bir ifadeyle; soğuk olan Silivri birden ısındı ve hararet günden güne artmaya başladı.
"Ben ifademde öyle dememiştim" diyen etkin pişmanlıkçılar, saniyede değişen baz istasyonuyla şehrin bir ucundan bir ucuna gitmenin mümkün olup olmadığını tartıştıran avukatlar ve "sistemin derdi benle, yol arkadaşlarımı bırakın beni yargılayın" çıkışıyla adeta meydan okuyan Ekrem İmamoğlu! Sanırım artık doğru soru şu: Bu teknik bir dava mı yoksa bir siyasi hesaplaşma mı? Belki de esas soru: Kim, kiminle hesaplaşıyor?
**
"Retronun ikinci teması: Alenilik."
Evet; sanırım en çok aleniliğin konuşulduğu, hiçbir şeyin gizli kalmadığı birkaç hafta geçirdik. CHP Lideri Özgür Özel'den başlayalım.
"Turpun küçüğü" adlı bir basın açıklaması yapan Özel, henüz yeni bakan olmuş Akın Gürlek'i hedef aldı. Gürlek'in bir savcı olarak edinebileceğinden çok daha fazla mal varlığı olduğunu iddia eden Özel'in açıklamalarından en çok aklımızda kalan ise milyon liralık taksitle alınan ev ve hala varlığı tartışılan yat.
Özel'den hemen sonra uzun bir açıklama yapan Bakan Gürlek, "mahkemeye gideceğim" dedi. Ancak mahkeme kozu, yurttaşın adeta canlı anketi haline gelmiş olan sosyal medyada çok bir şey ifade etmedi.
Zaten uzayan mahkeme süreçlerinden yılmış olan yurttaşın talebi aslında çok basit, en azından sosyal medyadaki tavrına göre: "Böyle bir mal varlığı var mı, yok mu? Yoksa neden e-Devlet aracılığıyla filtresiz bir şekilde paylaşılamıyor da en az iki yıl sürecek bir mahkeme sürecine gidilmek isteniyor?"
Sanırım bu konudaki en doğru tespit bir meslektaşımız tarafından yapıldı: "Gürlek, artık ölümlüler dünyasında. Bakan olmadan önce savcıyı hedef göstermekten herkesi yargılatabilirdi ama şimdi kamuoyuna hesap vermesi gereken bir bakan ve bizim gibi sıradan bir ölümlü."
O zaman ne diyelim Bakan Bey'e aramıza hoş geldiniz!
**
Ve saklanamayan ikinci bir gerçek daha: AK Parti Gaziemir Kurucusu, mevcutta İzmir Büyükşehir ve Gaziemir Belediyesi Meclis Üyesi Uğur İnan Atmaca'nın bir sosyal medya haber profili tarafından paylaşılan ve hak ettiği ilgiyi göremeyen rakı masası fotoğrafına.
Fotoğrafın aslına ulaşan ve yanındaki kişileri de gören biri olarak bu konuda birkaç kelam etmek isterim:
1) Mesele herhangi birinin Ramazan ayında sosyal medyada "habercilik" adı altında rakı içerken fotoğrafının paylaşılması değil,
2) Mesele kimin alkol alıp, kimin alkol almadığı hiç değil,
3) Mesele kişilerin din ve vicdan özgürlüğü kapsamında hangi zaman dilimini kutsal atfedip, kendisine çeki düzen vermek zorunda hissettiği zaten değil.
Mesele tam olarak ne mi?
Yurttaşa 'muhafazakar yaşayın' diyerek, bu yaşam biçimini dayatanlardan olup, söz konusu kendisi olduğunda seküler bir yaşam biçimini seçerek; gölgelerde başka, ışıklarda başka davranmak.
Bu arada fotoğrafın Ramazan ayında yayınlanmış olması Ramazan ayında çekildiği anlamına gelmez elbette; ancak fotoğrafın ne zaman çekildiği gölge-ışık ikililiği hakkındaki tespitlerimi de değiştirmez.
Ne diyelim Uğur Bey'e; retrodur sayın meclis üyem, hiçbir olay gizli kalmaz böyle günlerde!
**
"Retronun üçüncü teması: Yalnızlık."
Bu retro için astrologların söylediği ortak bir başka görüş de "yollar ayrılacak, yalnız kaldığınızı hissedecek ve hayatınızdan bazı arkadaşlarınızı eksilteceksiniz" olmuştu.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay'ın yalnız bırakılmasının sebebi retro mudur bilmiyorum. Biz pozitif bilimciler tarafı olarak 'yalnız bırakıldığını' söyleyelim, yeterli.
Hangi konuda mı?
Tabii ki, tartışmalı Meslek Fabrikası konusunda!
Üstelik haklıyken.
En son söyleyeceğimi, yine en başta söyleyeyim ben: İzmirlinin malı, İzmirlinindir ve Cemil Tugay Meslek Fabrikası önündeki direnişinde sonuna kadar haklıdır!
Ve böylesi haklı bir mücadelede kentin siyasi dinamiklerinin Sayın Başkan'ı neden yalnız bıraktığı kamuoyu adına sorulmalıdır.
Peki Cemil Tugay'ı yalnız bırakanlar kimler?
1) Vekiller
Sanırım kentin en tartışmalı dinamikleri şu ara vekiller. Ancak burada bir parantez açmak gerekir; bazen meclis, bazen önceden belirlenmiş program ya da genel merkez görevlendirmesi nedeniyle, vekillerin kentlerindeki gündemleri an ve an takip etmesi veya hemen konuya dahil olması pek mümkün olmayabiliyor. Bu yüzden 'gerekçeleri var mıdır, bu gerekçe nedir' şerhini düşerek, hiçbir vekilin Meslek Fabrikası önünde Cemil Tugay ile olmadığını söyleyeyim.
2) CHP İl Başkanı
Vekillerin yoğunluk, devam eden İstanbul davasının duruşmalarında görevlendirilmiş olma ihtimalleri, meclis ya da komisyon gibi gerekçeleri olabilir; saygı duyarız İzmirliler olarak. Ancak CHP İzmir İl Başkanı Çağatay Güç'ün kendi kentindeki direnişte, hele ki kendi partisinin rozetini taşıyan Büyükşehir Belediye Başkanı'nca başlatılmış direnişte, yer almamasına neden olan 'gerekçe' merak konusu olmakla birlikte haber değeri de taşır.
Başkan Bey, kendi yerine vekilini gönderdiği için gerekçesine ilişkin duyduklarımı ve gördüklerimi yazmaya gerek görmemekle birlikte İzmirliler adına bir hatırlatmayla bu kısmı kapatmak isterim: İzmirlinin malı el değiştirmeden Cemil Bey'in mücadelesine omuz vermeniz gereken bir mesele içerisindeyiz Sayın Başkan!
3) Siyasi Erkler
Görmediklerim de olabilir diye tek tek isim saymayacağım ancak kentin siyasi erklerine açıklamasında 'teşekkür eden' Cemil Başkan kadar iyimser de olamayacağım.
Zaten rakamlar da pek iyimser değil...
Zira bugünkü direnişte yaklaşık 10 ilçe belediye başkanı, benzer sayıda CHP ilçe başkanı ve sayıları nicelce belediye ve ilçe başkanlarından daha fazla olan meclis üyeleri dışında, kentin önemli siyasi erkleri mücadelenin ilk gününde Cemil Başkan'ı yalnız bıraktı. Olanlara teşekkür, mazeretsiz katılmayanlara ise teessüf etmek gerekir: Edelim!
4) Ve Müdür!
Aslında asıl konuşulması gereken konu bu olabilir. İzmir Meslek Fabrikası mahkeme kararıyla Vakıflar'a geçmek üzereyken Başkan Tugay, 'gerekirse burada yatarız' kararlılığı gösterirken Meslek Fabrikası'nın Müdürü Zeki Kapı tatildeydi, en azından sosyal medya hesabına göre.
Direnişe sosyal medyadan paylaştığı haberlerle destek veren Müdür Kapı, direnişten sadece birkaç saat önce Brooklyn Köprüsü'nde çekildiği bir fotoğrafı paylaştı. "Aman efendim geçmişten bir fotoğraftır, paylaşılmıştır" diyecekler için kısa bir bilgi vereyim hemen: Amerika'da olduğu teyitlidir. Başka bir ifadeyle; sorumluluğundaki direnişe yetişemedi Müdür Bey!
Gelmeyenleri konuştuk; biraz da gelenlerden bahsedelim...
Aslında kenti ilgilendiren bu tarz meselelerde görmeye çok da alışık olduğumuz BARO, TMMOB, odalar ve sivil toplumun tanınmış yüzleri yine en öndeydi. Temsiliyet düzeyinde de olsa Cemil Tugay'ı bu mücadelede yalnız bırakmayan kentin siyaset dışındaki dinamiklerine İzmirliler adına teşekkür ederim.
Ve Aziz Kocaoğlu... Hala İzmir'i en uzun süre yöneten belediye başkanı ünvanını elinde tutan Eski Başkan Aziz Kocaoğlu, Cemil Tugay'ın hemen yanı başındaydı: İzmirliler adına teşekkürler Aziz Başkan!
**
Gelelim sonuç kısmına: Kimin hangi siyasi tarafta durduğu, arasında neler yaşadığı, bazen ayrılan bazen de ayrılmak zorunda kalan yolları... Hepsini anlıyorum, her birini de dikkate alıp kabul ediyorum.
Ancak bu konu birden büyük, bu konu İzmir, bu konu İzmirlinin malı meselesi.
Atatürk tarafından kamulaştırılan ve İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından restore edilen Meslek Fabrikası İzmir'den alınmaya çalışılırken bu binayı korumak isteyen ve İzmir'de kalması için Meslek Fabrikası'nın önüne oturup 'buradan kalkmayacağım' kararlığını gösteren Cemil Tugay haklı taraftadır ve insanların meslek edinmesi için kursların verildiği bu bina İzmirlinindir.
Bu yüzden, bu mücadeleye destek vermek İzmirliler için tarihi bir sorumluluktur.
Geri kalan tüm meseleler bu meseleden daha haklı olmayabilir. Şimdilik 'yürütme durdurma' alınmış olması da bu binanın İzmirlilere geri iade edileceği anlamına gelmez. Bu yüzden kentin tüm dinamiklerine mücadeleyi büyütmek, İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin haklı tavrına karınca misali de olsa destek olmak yakışır; kamuoyu adına benden uyarması...
**
Mart bitti, bitiyor. Retro gitti: Gerçekler mi, iddialar mı çöktü üstümüze zaman gösterecek tabii. Ama her retroda olduğu gibi bu retroda da sırlar ortaya çıktı, geçmişte yaşadıklarımız da yaşattıklarımız da bir bir önümüze döküldü.
Neyse ki gelen bahar, her yıl olduğu gibi yine umutlarımızı tazeleyecek.
Tazelenirken sorumluluklarımızı hatırlayacağımız, keyfimizden ödün verip bir adım öne atılacağımız ve kentlerimiz için, memleketimiz için daha fazla çalışacağımız bir bahara kavuşmak dileğiyle...
Yorumlar
Kalan Karakter: