Hatırladınız değil mi?
Şener Şen'in muhteşem oyunculuğuyla her izlediğimizde bizi kahkahaya boğan "Ne Olacak Şimdi?" filminin o kült sahnesini?
İtiraf etmeliyim ki, bundan birkaç gün önce bana böyle bir replikle köşe yazısına başlasan, "tüm gündemi özetlersin" deseler; sadece güler geçerdim.
Ama şimdi böyle başlıyorum: Ve söylemeliyim ki, Şener Şen kadar güldürmedi Özkan Bey!
Elbette bu konuya döneceğiz, ama önce asıl gündemimize dönelim: Yani eğer bu repliği başlık attıran görüntüler ortaya çıkmasaydı, neyi konuşuyor olacak olduğumuza.
Aslında Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım otel odasında kendisini gözaltına almaya gelen polislere kapıyı havluyla açana dek konuşacağımız —hatta bence hâlâ konuşuyor olmamız gereken— çok ciddi bir mesele vardı ve bu meseleyi bir iddia olarak partisinin grup toplantısından dile getiren isim CHP Lideri Özgür Özel'di.
Evet, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in iddia edilen mal varlığı meselesinin yeni perdesinden bahsediyorum.
Şöyle dedi Özgür Özel: “Ekmek almasa, su içmese, 1 kilowatt-saat elektrik ödemese toplam maaşları 45 milyon lira ediyor. Ancak karşımızdaki tablo; toplam 452 milyon liralık bir varlık. 19 aylık bakanlık ve önceki dönem maaşlarıyla, bir memurun 190 yılda biriktiremeyeceği bir servetten bahsediyoruz.”
Ve hemen ardından da “görevi kötüye kullanma” imasında bulunarak, Bakan Bey’in baktığı bir davaya işaret etti.
Çok ciddi bir iddia olmakla birlikte, araştırmacı gazetecilik alanında görev yapan meslektaşlarım için harika bir fırsattı. Çünkü kamuoyunu ilgilendiren esas konu bu iddiaların gerçek olup olmadığıydı bu hafta.
Neyse ki bizim kuşağımızda bu işi yapabilecek en iyi isimlerden biri olan Birgün Gazetesi yazarı İsmail Arı içerde de kimsenin başı ağrımadı (!).
Evet, İsmail Arı’dan da bahsedeceğiz.
Basın özgürlüğünden girip, artık klişe hâline gelmiş çeşitli söylemlerden çıkarak sizi hiç yormayacağım.
Ben meslektaşlarımın her fırsatta hatırlattığı haklı serzenişlerine ek olarak mesajımı, İsmail’in özgürlüğü için yapılmış bir eylemdeki dövizle vereceğim:
"Yazılmasın diyorsanız konu olmayacaksınız!"
Ve evet; "Gazetecilik suç değildir!"
Şimdi dönelim Özel’in yargı bağımsızlığının olduğu demokratik toplumlarda peş peşe soruşturmalara neden olabilecek iddialarına…
Özel, araştırılması için öyle bir pas verdi ki biz gazetecilere; gündemi sansasyonlarla değil, olaylarla dönen bir memleket olsaydık, bu hafta kesinlikle bu konuyu konuşuyor olacaktık.
Ancak öyle olmadı…
Çünkü bu iddialardan sadece birkaç gün sonra Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım gözaltına alındı ve havlusuyla kapıyı açtığı o an Türkiye’nin gündemini sil baştan, geri dönülemez bir şekilde yeniden yazdı.
Evet, kimsenin özel hayatı bizi ilgilendirmez, kimsenin de ahlak bekçisi değiliz.
Evet, kimle ne tür ilişkisi var ise, kamu kaynağını bu ilişkileri için kullanmadıkça ve yargı bunu onaylamadıkça, gündemimizde bile olmamalı.
Ve yine evet, asıl konu kendisine isnat edilen suçlar ve bu suçlara dair yargının kanıtlar sunup sunamayacağı olmalıdır.
Ama tüm bu 'evet'lere rağmen, her şeyden önce bir seçmen olarak söyleyeceğimiz birkaç söz olmalıdır; bu görüntülerle ilgili olarak: Muhalefetin esas gündemini böylesi bir sansasyon ile değiştirmeye neden olmanın tek kelimelik özeti, Gazeteci Nevşin Mengü'nün de yorumladığı gibi "şuursuzluk"tur!
Muhalefet savaş boyalarını sürmüşken,
Yol arkadaşların iddianamesiz bir şekilde aylarca cezaevlerinde tutulurken,
Memleketin geçim derdindeyken,
Savaş dünyayı sarmışken,
Gençler valizi kapıda beklerken,
Kadınlar her gün erkek şiddetine maruz kalmaya devam ederken,
Vazifeni layıkıyla yapmak yerine sevgiliden sevgiliye koşmak, şuursuzluktan başka bir şey değildir; hem de makamın ya da görevin ne olursa olsun!
En başta söylediğimizi yeniden hatırlatarak konuyu noktalayalım: Şener Şen kadar güldürmedi Özkan Bey!
Özgür Özel doğrusunu yaptı!
Amasız, fakatsız, lakinsiz seçmen karşısına çıktı ve ortaya saçılarak gündemimizi komple değiştiren bu görüntüler için "Özür dilerim" dedi.
Özür diledi; bir siyasetçi seçmenden özür diledi!
Alışık olmadığımız için olsa gerek, yeterince de gündem yaratmadı bu özür.
Biz yine her zaman olduğu gibi hak edene hakkını verelim: Sorumluluk aldığı, bahane üretmeden özür dilediği için, özellikle de seçmenden kaçmadığı için tebrikler!
Gelelim iddiaların diğer yüzüne: Bornova Belediyesi’ne; Özkan Yalım’ın sevgililerinden birinin Bornova Belediyesi’nde çalışıyor olmasına (ifadesinde kendi beyanıdır).
Kimseye kefil olunmayacak günlerden geçtiğimizin farkındayım, ancak söz konusu Bornova Belediye Başkanı Ömer Eşki ise, onu tanıyan herkes benimle aynı düşünecektir: Cesurdur, gözü karadır.
Hesabını veremeyeceği bir işe imza atmaz, sorumluluk alması gerekirse alır, hesap vermesi gerekirse de verir.
Nitekim bu yazı henüz bitmemişken basın karşısına çıkarak kendisinden beklenen refleksi göstermiş, konuyla ilgili açıklama yapmış —açıklamanın içeriği ve yönünden bağımsız olarak— yanıltmadığı ve olması gerektiği gibi sorumluluk aldığı için teşekkür ederiz!
Evet, bu yazı yazılırken bir operasyon daha gerçekleşti ve bu kez gözaltına alınan Bursa Belediye Başkanı Mustafa Bozbey oldu.
Yerel seçimin ikinci yıl dönümünde, AK Parti’nin meclis çoğunluğunun olduğu Bursa’ya geldi operasyon.
İddialara bakarız elbette, iddianame gecikmezse.
Biz iddianame gelene kadar sürecin totaline ilişkin birkaç söz edelim:
Bu operasyonların siyasi olmadığına toplumu ikna etmek artık neredeyse imkânsızdır.
Siyasi partilerin her bir üyesine yargı önünde eşit davranılmadıkça,
Süreçler sansasyonel bir şekilde değil de hukuksal bir şekilde ilerletilmedikçe,
Rozet değiştirenlere sağlanan birtakım ayrıcalıklardan vazgeçilmedikçe (Bakınız Özlem Çerçioğlu davası)…
Bu davalar siyasidir ve amacı da muhalefeti sindirmektir; en azından toplumun yüzde 60’ı böyle düşünmektedir.
Gelelim İzmir’e…
CHP Lideri Özgür Özel, bu hafta çeşitli açılışlar ve parti içi programlar için İzmir’e geliyor.
Bu programlardan biri oldukça önemli; zira tutuklu olarak yargılanan önceki dönem CHP İzmir İl Başkanı Şenol Aslanoğlu, önceki dönem İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer ve eski bürokrat Heval Savaş Kaya’yı da yakından ilgilendiriyor.
Hatırlayacağınız üzere 1 Temmuz’da başlayan operasyonel süreç kapsamında tutuklular ortaya çıkmış ve devam eden yargı sürecinde yargılamalar tutuksuzluğa dönüşmüş, ancak ilk davadan ayrılan bir dosya kapsamında yeniden tutuklamalar gerçekleştirilmişti İzmir’de.
Neredeyse 10 ay olduğu için unutmuş olabilirsiniz davanın temel sebebini.
Ben size hemen hatırlatayım:
Şikâyete konu olan sebep kooperatifin gecikmesiydi.
İddianame ise bu gecikmenin kamu zararı yarattığını söylüyordu.
Şimdi Özgür Özel’i İzmir’e getiren sebep de aynı kooperatif: Şenol Aslanoğlu’nun kuruluş aşamasında birkaç ay başkanlığını yaptığı ve bu yüzden defalarca yargılandığı Örnekköy Kooperatifi’nin ev teslimi.
Evet, kooperatif ev teslimine geçiyor.
Anahtarı da Özel veriyor.
Ama Aslanoğlu, Soyer ve Kaya hâlâ tutuklu, hem de iddianamesiz bir şekilde.
Biz kamuoyu sorumluluğu anlayışımız gereği adaletin bir an önce tecelli etmesi için çağrımızı her fırsatta olduğu gibi yine yenileyelim: Kimse yargılamadan muaf değildir, yeter ki bu yargılama; bağımsız mahkemelerce, esasa ve usule uygun bir şekilde, akılda ve vicdanlarda hiçbir soru işareti bırakmadan yapılsın.
Unutmayın, gecikmiş adalet adalet değildir!
Hazır Şenol Aslanoğlu demişken…
İlk tutuklama sonrası bu köşeden size seslenmiş ve “Ailemden birini almışlar gibi hissediyorum” demiştim.
Ve o his, o günden bugüne hiç değişmedi.
Ailemizden birini ikinci kez tutukladılar; hem de defalarca yargılanıp aklandığı, hâlihazırda tutuksuz bir şekilde yargılanmasının devam ettiği bir davanın ayrıştırılan dosyası nedeniyle.
Biraz karışık değil mi?
Aslında tipik bir “pardon” davası gibi (iddianame çıksın bunu da uzun uzun konuşacağız).
İkinci tutukluluk hâli de 90 günü aştı.
Bu günlere de yeterince paylaşılamayan acılar, ertelenen kutlamalar sığdı.
Tek abisini kaybetti mesela Aslanoğlu, hem de bebeği Vera’nın iki yaşına basmasına saatler kalmışken.
Yıllarca başkanlık yaptığı örgüte haber bile verilmedi (bu konunun sorumlusu kimse doğrudan sitem onadır, kayda geçsin); sanırım yarım saat de olsa cenaze esnasında yol arkadaşlarını görmesi çok görüldü.
Sonrasında teknik aksaklıklar dendi ama paylaşılabilir başka bir alan olan sosyal medyadan da duyurulmamıştı zaten.
Eee tabii, Vera’nın doğum günü "Şenol çıkınca yan yana kutlarız" diyen eşi Duygu tarafından ertelendi, diğer tüm özel günleri gibi.
Kendisi de doğdu Aslanoğlu’nun bu 90 günde; böylece yarım asrı Buca zindanları arasında devirmiş oldu: İyi ki doğdun abi, bu kutlamayı da erteledik, diğer tüm özel günlerimiz gibi birlikte kutlarız diye…
Kimdi peki Aslanoğlu?
DİSK grevdeyken partisinin belediye başkanı yalnız kalmasın, İzmirli mağdur olmasın, belki “arabuluculuk” yapabiliriz diyerek ailesiyle gideceği bayram tatilini erteleyendi.
O günlerden geldik, bayram tatilini ertelemek bir yana dursun, “Haberimiz yoktu ki erteleyelim” diyenlere.
Evet, geçen yazıdaki meseleye cevaben bu kısma giriyorum: Zira gazeteciliğin şanındandır fikri takip yapmak!
Son yazımda İl Başkanı Çağatay Güç’ün Meslek Fabrikası önünde olmadığını, partisinin belediye başkanı Cemil Tugay’ı bu meselede yalnız bıraktığını yazmıştım.
Nerede olduğunu da biliyordum, ancak ailesiyle olduğu için her bir detayı vermeyi ben uygun görmemiştim.
Bu yazının ardından çıkan haberler ve fotoğraflara istinaden bir açıklama yapan Güç, “Meslek Fabrikası önündeki açıklama salı günüydü, pazartesi günkü açıklamadan haberim yoktu” demiş.
Başka bir deyişle “Cemil Tugay haber vermedi” demiş.
Öyle mi diye baktım, İzmirliler olarak olayın yanlış tarafına mı takıldık diye araştırdım tabii.
Ve öğrendim ki, pazartesi günkü Meslek Fabrikası önündeki basın açıklaması çağrısı PAZAR günü “yarın saat 09.00” denilerek il sekreteri tarafından örgütle iletişim kanalları aracılığıyla paylaşılmış.
Özetle; ya il sekreteri herkesi bilgilendirirken başkanını atlamış ya da Çağatay Bey “Konuyu yazanlar nasılsa peşine düşmez” diyerek sorumluluğu almak istememiş.
Hangisinin olduğuyla ilgilenmek elbette CHP İzmir Örgütü adına seçilmişlerin işidir.
Biz kendi işimize bakalım:
Eğer “İl başkanı olmak için yaratıldıysanız” sayın başkan (sorarlar tabii, Aliağa adaylığı nedendi kısmını ama ben siyasette iddiayı severim ve bu kısım bir ima değil, tam aksine destektir); gereğini yapacak, İzmirli için partiniz adına her yere yetişmenin bir yolunu bulacaksınız. Böylece de bahane değil, çözüm odaklı anlayışınızla bu köşeden eleştiri değil, övgüler alacaksınız.
Sözüm söz!
Neyse ki, ben de iddialı olmayı severim ve il başkanı olmak için olmasa da gazeteci olmak için doğduğumu söyleyebilirim: Yaşadığım onca zorluğa rağmen bu mesleği seçtiğime bir gün bile pişman olmadığımı çevremdeki herkes bilir.
O yüzden bu haberi siz okurlarla paylaşmaktan gurur duyuyorum: Basın kartı onayımı aldım ve evet, gazeteciniz artık tescilli!
Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle…
Yorumlar
Kalan Karakter: